5 Aralık 2017 Salı

Battaniye




Güzel bir eylül akşamıydı. İnce beyaz bir ay vadinin üzerinde yükseliyordu. On bir yaşındaki Peter, ayı fark etmedi. Mutfağa dolan serin eylül esintisini hissetmedi. Aklı; mutfak masasının üzerinde durun kırmızı ve siyah battaniyedeydi. 

Battaniye; babasından büyükbabasına bir hediyeydi… Hoşçakal hediyesi. Büyükbaba uzağa gidiyor dediler. Onlar buna “uzağa gitmek” diyordu. 

Peter; babasının, büyükbabasını uzağa yollayacağına pek inanmadı. Ama şimdi – işte buradaydı-- --uzağa gidiş—hediyesi. Babası sabahın erken saatlerinde satın almıştı. Ve bu büyükbabası ile geçireceği son geceydi. 

Yaşlı adam ve çocuk akşam yemeğinin bulaşıklarını birlikte yıkadılar. Babası; evleneceği o kadınlar birlikte dışarı çıkmıştı. Bir süre dönmezdi. Bulaşıklar bitince yaşlı adam ve çocuk ayın altında oturmak üzere dışarı çıktılar. 

“Gidip mızıkamı getireceğim ve senin için çalacağım” dedi yaşlı adam. “Şu eski şarkılardan çalacağım.” Ama mızıka yerine battaniye ile geri döndü. Büyük, iki kişilik bir battaniyeydi. “Ne dersin güzel bir battaniye değil mi?” dedi yaşlı adam dizlerinin üzerine yerleştirirken. “Ve giderken yaşlı bir adamın yanına böyle bir battaniye verdiği için baban oldukça kibar bir adam değil mi? Epeyce pahalı olmalı.Hakiki yünden! Soğuk kış geceleri yaklaşıyor, beni sıcak tutacak. Orada kimsede böyle bir battaniye olmayacak.”

Büyükbaba dönüp dolaşıp aynı şeyi söylüyordu. Durumu kolaylaştırmaya çalışıyordu. Her “uzağa gitme” kelimesini kullandığında, bunun kendi fikriymiş gibi davranıyordu. Düşünün… sıcak bir evi ve dostları bırakıp, o binaya gitmek… kendisi gibi pek çok yaşlıyla birlikte her şeyin en iyisine sahip olacakları o devlet binasına. 

“Ah, evet güzel bir battaniye!” diyerek yerinden kalkıp eve girdi Peter. Onun yanında ağlayamazdı, bunun için fazlasıyla büyüktü. İçeri gidip, büyükbabasının mızıkasını aldı.

Büyükbaba; mızıkayı eline alırken battaniye yere düştü. Birlikte geçirdikleri son geceydi. Yaşlı adam ve çocuk bu konuda daha fazla konuşmaya gerek duymadılar. Büyükbaba notalarda biraz gezindi ve “Bu şarkıyı hatırlayacaksın” dedi.

Hilal şeklindeki ay başlarının üzerindeydi ve vadiden tatlı bir rüzgar esmekteydi. Bu gece son diye düşündü Peter. Bir daha büyükbabasını dinleyemeyecekti. Babası yeni bir eve taşınma konusunda kararlıydı… buradan çok uzağa. Büyükbabası gittiği zaman zaten burada böylesi güzel gecelerde, beyaz ayın altında oturmak istemeyecekti. Müzik bitti. Her ikisi de birkaç dakika sessizce oturdular. Sonra büyükbaba konuştu; “Daha eğlenceli bir şarkı biliyorum.”

Peter; oturup vadiye doğru baktı. Babası o kızla evlenecekti. Evet, onu öpen ve ona iyi bir anne olacağını söyleyen o kızla.

Büyükbaba çaldığı melodiyi kesip “dans edilmediği zaman bir şeye benzemeyen bir şarkı” dedi. Sonra konuşmayı sürdürdü; “Babanın evleneceği kız iyi biri. Öyle tatlı bir eşle birlikteyken kendini yeniden genç hissedecek. Ve benim gibi yaşlı bir adamın evin etrafında ne işi var… ayak altında dolaşan… sürekli romatizmaları ve ağrılarından bahseden yaşlı bir aptalın. Sonra bebekleri olacak. Etrafta olup gecenin her saatinde ağlamalarını dinlemek istemiyorum. Neyse bir iki şarkı daha çalalım sonra yatarız ve biraz uyuruz. Sabah olunca yeni battaniyemi alır, ayrılırım. Şunu dinle. Biraz hüzünlü bir melodi ama böyle bir gece için iyi bir parça.”

Yolun aşağısından iki kişinin geldiğini duymadılar. Babası ve oyuncak bebeklerin suratını andıran soğuk ve parlak yüzüyle tatlı kız. Ama kızın kahkahasını duydular ve şarkı aniden sustu. 

Babası hiçbir şey söylemedi ama kız nazikçe büyükbabanın yanına gelerek konuştu: “Sabah sizi göremeyeceğim o yüzden şimdi size hoşçakalın demeye geldim.” “Çok kibarsınız” dedi büyükbaba yere bakarak; ve ayaklarına düşen battaniyeyi görüp, almak için eğildi. “Bunu gördün mü?” dedi sesi küçük bir çocuk gibi çıkarken. “Oğlum bana giderken götürmem için verdi, güzel battaniye değil mi?” “Evet” dedi kız “Güzel battaniye.” Dokunup yünü hissetti ve “gerçekten güzel battaniye” dedi. Babaya dönüp, soğuk bir sesle: “Epeyce para tutmuş olmalı” dedi. 

Baba; boğazını temizleyip; “Ben… ben, o en iyisine sahip olsun istedim” dedi. Kız ayakta hala battaniyeye bakıyordu. “Hım… aynı zamanda iki kişilik de” “Evet” dedi yaşlı adam. “İki kişilik… yaşlı bir adamın yanında götüreceği güzel bir battaniye.”

Çocuk birden eve yürüdü. Kızın; pahalı battaniye hakkında konuşmasını hala duyabiliyordu. Babasının yavaştan sinirlendiğini hissediyordu. Sonunda kızın gitme zamanı gelmişti. Peter dışarı çıktığında kız arkasını dönüp; “Ne dersen de, iki kişilik bir battaniyeye ihtiyacı yoktu” dedi. Babası gözlerinde komik bir bakışla kıza baktı.

“O haklı baba” dedi çocuk. “Büyük babamın iki kişilik bir battaniyeye ihtiyacı yok. İşte, baba” elinde tuttuğu makası uzattı. “Kes baba… battaniyeyi ikiye kes.” Büyükbaba ve baba çocuğa şaşkın gözlerle baktılar. “Sana söylüyorum baba, ikiye kes ve yarısını sakla.” “Bu kötü bir fikir değil” dedi büyükbaba kibarca. “Bu kadar büyük bir battaniyeye ihtiyacım yok.” “Evet” dedi çocuk “uzağa yollanan yaşlı bir adam için tek kişilik bir battaniye yeterli. Diğer yarısını saklarız baba; ileride işimize yarar.” 

“Ne demek istedin böyle diyerek?” diye sordu baba. 
“Şunu demek istedim” dedi çocuk sessizce. “Sana vereceğim baba… Yaşlandığında ve ben seni evden yollarken.”

Büyük bir sessizlik oldu. Baba, büyükbabanın önüne gidip tek kelime etmeden durdu. Ama büyükbaba anladı ve elini babanın omzuna koydu. Peter onları izliyordu. Ve büyük baba sessizce fısıldadı. “Tamam oğlum, kötü bir düşüncen olmadığını biliyorum.” Peter ağlıyordu. Ama önemi yoktu çünkü her üçü de ağlıyorlardı.

 Floyd Dell
Çeviri: Candan Selman 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Yağmur" Lu Yu

733-804 yılları arasında yaşayan Lu Yu, Çin’de halen “Çay Tanrısı” olarak anılıyor. Yetim bir çocuk olan Lu Yu üç yaşında manastıra teslim...