28 Temmuz 2019 Pazar

Kumru Günlüğü


“’Kuşların olmadığı bir yer, baharatsız ete benzer.’” Benim yerim böyle bir yer değildi. Kendimi ansızın kuşlara komşu buldum. Hiçbirini hapsetmeden, kendimi yanlarına kafesleyerek.”
                                                                           Henry David Thoreau / Nerede ve Ne İçin Yaşadım



22 Haziran 2019
Günlerdir pencereme konup etrafta gözlem yapan kumru çifti bu sabah inşaata başladı. Kuşların penceremden yemek yediği, su içtiği çok olur. Ama bu benim için bir ilk.



23 Haziran 2019
Rüzgâr kumruların taşıdığı dalı sopayı uçurmuş. Yuvadan eser kalmadı. Anladım ki benim pencere yuva için uygun değil. Yine de şansımı denedim. Bir karton kutunun içine bahçeden topladığım çalı çırpıyı koydum. Topladıklarım daha önce kumruların getirdikleriyle aynı görüntüde.


24 Haziran 2019
Kumrular gün boyu penceremde durdular. Bir bana bir de kutuya baktılar. Yok olan yuvalarının yerinde hazır bir yuvayı görmek onları epey şaşırtmış olacak. Ama sonuç hem benim hem de kumrular için oldukça tatmin edici. Dişi kuş kutuya yerleşti.


25 Haziran 2019
Erkek kuş ortada yok. Dişi kutudan hiç çıkadı. Odysseus’un yolunu gözleyen Penelope gibi duruyor. Ve yumurtayı gördüm. Bir tane, bembeyaz. Penelope ve Odysseus’un çocuğu Telemakhos…

26 Haziran 2019
Penelope nasıl kalkmadan yemek yiyecek, Odysseus nerede diye endişeliniyordum. Meğer kumrular tek eşliymiş. Yuvada nöbetleşe yatarlarmış. İnsanoğlunun kumrulardan öğreneceği çok şey var.


27 Haziran 2019
Dün gece çok rüzgâr vardı. En büyük endişem sağanak yağmurun yağması ve karton kutuya su dolması. Yine de pencereyi açıp onları korkutmamam gerektiğini biliyorum. Kutuyu hazırlamam ve kumruların o kutuyu kabul etmesi büyük şanstı. Ama daha fazla şansımı zorlamak istemiyorum. Onları doğal haline bırakmam gerek.

28 Haziran 2019
Gündüz biraz yağmur yağdı. Penelope’nin ya da Odysseus artık hangisi bilmiyorum, üzeri biraz ıslandı. Ama büyük bir özveriyle hiç kıpırdamadan yumurtayı korumayı başardı. Gece yağmur artar diye endişelensem de korktuğum olmadı.


29 Haziran 2019
Bugün bir kumru çifti gelip pencere demirlerine tünediler. Paris ve Helen. Kutuda yatan Penelope’yi dikkatlice incelediler sonra uçup gittiler. Belki de pencerenin yeni kiracıları onlar olacaktır. Oda ne zaman boşalıyor diye kontrole gelmiş olabilirler. Kim bilir?

30 Haziran 2019
Yumurtanın üzerinde şekil değişiklikleri yapıyor. Bir o yana bir bu yana yatıyor. Ama sabırla sıkılmadan yatıyor. Ta ki eşi gelip nöbeti devralana kadar. İnsanların kumruların sabrından ve sadakatinden öğreneceği çok şey var.

1 Temmuz 2019
Dışarıdaki ağaçtan bir kumru sesi geldi. Bizimki yattığı yerden sese cevap verdi. Yakında kuş dilini
çözeceğim.


2 Temmuz 2019
Birkaç gün önce yağan hafif yağmuru saymazsak, çiçeklerim günlerdir su yüzü görmedi. Saksılardaki minik çiçeklerden çok iki yıldır pencere pervazımı saran Arap yaseminim zor durumda. Toprağı epey kuru gözüküyor. Kumruyu korkutmadan penceredeki sinekliği aralayıp, çiçekleri sulamam gerekiyor.


3 Temmuz 2019
Mutfak penceresine kuş yemi döktüm. Nöbet değişimi yapan kumrular yem aramak için uzağa gitmiyorlar. Hemen yan pencerede karınlarını doyurup, kutsal görevlerinin başına dönüyorlar.


4 Temmuz 2019
Birbiriyle savaşan güvercinler salon penceresinin önündeki bütün yemi bitirmişler. Nöbet değişiminden kalkıp yemek yemeğe gelen Odysseus pencere kenarını boş görünce epey bozuldu. “Dur bekle,” dedim. Pencereyi açıp ortamı yemledim. Ben bunu yaparken kenara çekilip bekledi. Sonra da yüzüme baka baka karnını doyurdu. Beni seviyor.


5 Temmuz 2019
Daha iri olan kumrunun kuyruğunda beyaz bir tüy olduğunu fark ettim. Daha iri olduğu için onun erkek olduğunu düşünüyorum. Böylece artık Odysseus’un hangisi olduğunu biliyorum.


6 Temmuz 2019
Çiçekleri sulamak zorunda kaldım. Penelope korkup yerinden kalktı. İşte o zaman onu gördüm. İkinci bir yumurta. Uzun zamandır orada duruyor olmalı. Sürpriz yumurta; Kinder.


15 Temmuz 2019
Geçtiğimiz hafta nöbetleşe yumurtaların üzerinde yatmayı sürdürdüler. Ve bu sabah beni bir sürpriz bekliyordu. Odysseus ve Penelope’nin beklenen bebeği Telemakhos yumurtadan çıktı. Tam da 21. Günde.


16 Temmuz 2019
Üzerinde kırçıllı tüyleri olan yavru kumru çok küçük gözükmüyor. Hafif hafif kımıldıyor. Annesi genelde üzerinde oturup onu ısıtıyor. Ve nöbet değişimi sırasında yavruyu ağızlarından besliyorlar. Kinder’i görememiştim ve sonunda bu sabah kutunun kenarında gördüm. Anne baba ondan ümidi kesmis olacak. Zavallı yavrucak öylece kutuda kalakaldı.


17 Temmuz 2019
Telemakhos gözle görünür biçimde büyüyor. Üstelik daha 2 günlük. Bir annesi bir babası besliyor. Tek çocuk olmanın faydalasını görüyor. Zavallı Kinder’e hala üzülüyorum. Yağan yağmurlar yüzünden anne baba bir yumurtaya sahip çıkabildi diye düşünüyorum.


18 Temmuz 2019
Penelope pencereye geldiğinde ötüyor sonra yavrusunu besliyor. Bu gün ilk kez Telemakhos annesine cevap verdi. Sesini duydum. Kafasını çevirip pencereden bana da bakıyor. Yakında yürümeye başlar. Bu gece ilk defa annesi ve babası onu yalnız bıraktı. Kutuda şu an tek başına uyuyor.


19 Temmuz 2019
Bugün yavruyu pek gözlemleyemedim. Annesi ona yemek getirdi mi bilmiyorum. Biraz endişeliyim. Eğer anne/ baba gelmediyse Telemakhos’u benim beslemem gerekecek. Bunun için bulguru haşlayıp önüne koymayı düşünüyorum. Umarım buna gerek kalmaz.



20 Temmuz 2019
Sabah altıda uyandım. Gözüm, kulağım pencerede. Neyse endişem çabuk sona erdi. Yedi civarı anne gelip yavruyu besledi. Her şey yolunda.


21 Temmuz 2019
Telemakhos büyüyor. Kırçıllı tüylerini dökmeye başladı. Gövdesinin alt tarafı bir kumru rengini almaya başlıyor. Kuyruğunda da beyaz bir tüy çıktı. Umarım onu diğer kumrulardan ayıracak bir renk farkı olur. Pencereden uçup gittikten sonra da gördüğümde onu tanımak istiyorum.


22 Temmuz 2019
Bugün annesi gelip bir süre yavrunun karşında oturdu. Sonra Telemakhos ilk defa kanatlarını açıp birkaç kez çırptı. İlk uçma dersini aldı sanırım.


23 Temmuz 2019
Bugün anne baba ve yavru üçü bir araya geldi. Küçücük kutuya birlikte sığdılar. Anne ve baba sırasıyla yavruyu beslediler. Yavru dediysem neredeyse anne ve babası kadar oldu. Tüyleri epey değişti.

24 Temmuz 2019
Bugün İstanbul epey yağmurlu. Bir önlem almam gerekiyordu. Yavrunun altındaki kutu önceki yağmurlardan epey parçalanmış halde. Kutunun üzerine büyükçe bir karton kutunun kapağını yerleştirdim. Derme çatma bir kulübede gibi. Neyse ki o şiddetli yağmurdan kutu sayesinde nasibini almadı. Yağmur hafifleyince üzerini tekrar açtım. Yağmurla tanışsın ve annesi geldiğinde kutudan ürkmesin diye. Her şey yolunda.


25 Temmuz 2019

Yavru sabah ilk kez pencerede bana döndü ve kanatlarını kocaman açıp birkaç kez kanat çırptı. Bugün her zamankinden daha cin bakıyor. Etrafı gözlemliyor. Bence yakında pencere içinde yürümeye ve hafif hafif uçmaya başlayacak. Yağmur ara ara yağıyor ama çok şiddetli değil. Yavrunun keyfi yerinde. 


26 Temmuz 2019
Yavru bütün gün boyunca kendini temizledi. Doğduğu günden beri bedenini kaplayan kırçıllı tüylerin çoğu dökülmüş yerini yeni kumru tüyleri kaplamıştı. Geride kalan tek tük kırçıllı tüyleri de ağzıyla koparıp attı. Artık tam bir kumru gibi gözüküyor.



27 Temmuz 2019
Bu sabah ayak sesleriyle uyandım. Perdeyi araladım ve kumruyu kutunun dışında, saksının üzerinde buldum. İlk defa kutunun dışına çıktı. Biraz yürüyüp etrafı gezindi. Dışarıdaki ağaçlara baktı ve sonra kutusuna geri döndü. Dünyası genişliyor. 


28 Temmuz 2019

Yavru dün geceyi saksının üzerinde uyuyarak geçirdi. Bugün ise gezinti bölgesini biraz geliştirdi. Ama hala koca bir bebek. Kenara serptiğim bulgurlarla ilgilenmedi. Annesinin gelip onu beslemesini bekliyor. Neyse ki iyi bir annesi ve babası var. Gün içerinde sık sık ziyaretine geliyorlar. Onlar gelince hemen kutusuna girip yemeğini bekliyor. Çok tatlı. 



29 Temmuz 2019

Otuz yedi gündür penceremde yaşayan kumru ailesinin yaşam bulan tek çocuğu Telemakhos, yumurtadan çıkışının on dördüncü gününde yuvadan uçtu.

Bu geçen muhteşem süreç içerisinde kumrulardan çok şey öğrendim. Bakmak ve görmek arasındaki farkın altını koyu bir kalemle çizdim. Yaşamın görebildiğim kısmı için minnet duyarken, şahit olamadıklarım için beslediğim merakı kat be kat arttırdım. Fedakarlarlığın, sadakatin, aşkın ve sabrın ne demek olduğunu hatırladım. Sevginin sahiplenmeyle ilgili değil, saygı ve vicdanla alakalı olduğunu, hiçbir canlının özgürlüğüne müdaale etmeden onu tüm varlığınla sevebileceğini kendime bir kez daha fısıldadım.

Tek taraflı sanmayın, kumrular da benden çok şey öğrendi. Bir şehrin kaosuna, belediyesine, yangınına, Haziran’ına ve Temmuz’una şahit oldular.  Aşk hayatımı dinleyip, benimle sevinip, benimle üzüldüler. Küçük İskender’in ardından en sevdiğim şiirini ağlayarak okuyuşumu dinlediler. Bütün kız arkadaşlarımın özel hayatlarına burunlarını soktular. Yeni romanımın sancılarının benimle çekip, yazdığım dizi film senaryosunu beğendiler. Stranger Things’in  ve La Casa de Papel’in 3. sezonunu benimle birlikte izlediler. Joao Gilberto’ya saygı duruşunda bulunup gece gündüz The Girl from Ipanema’yı dinlediler.

Kumrular ve ben pek çok öğrenip, hiçliğe çoğaldık.


" Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla "
                                                                                     Füruğ Ferruhzad


15 Haziran 2019 Cumartesi

Beyin Yakan İspanyol Filmleri



1- Los cronocrímenes / Suç Zamanı (2007)





2- La habitación de Fermat / Kapan (2007)



3- La piel que habito / İçinde Yaşadığım Deri (2011)





4- Mientras duermes / Ölüm Uykusu (2011)





5- Musarañas/ Tuhaf Ev (2014)


6- El desconocido / Bilinmeyen Numara (2015)




7- Contratiempo / Görünmeyen Misafir (2016)






8- Pieles / Deriler (2017)





9- El aviso / Uyarı (2018)


10- Durante La Tormenta / Fırtına Anı (2018)







18 Temmuz 2018 Çarşamba

"Yağmur" Lu Yu


733-804 yılları arasında yaşayan Lu Yu, Çin’de halen “Çay Tanrısı” olarak anılıyor. Yetim bir çocuk olan Lu Yu üç yaşında manastıra teslim edilir.  Burada aldığı Zen Budizm’ine ait öğretiler onun ilgisini çekmez. On iki  yaşında manastırı terk ederek  gezici bir tiyatroya katılır. Burada hem komedyen olarak rol yapar hem de üç tane komedi oyun  yazar.

Genç yaşlarından itibaren çay kültürüne ilgi duyar. Tiyatro grubundan ayrılıp, yerleşik bir düzene geçen Lu Yu,  760 yılından 780’e kadar yirmi yıl boyunca Çin’in vazgeçilmez içeceği “çayı” araştırır ve “Çay Geleneği” adındaki anıtsal kitabı yazar.

Hayatta iki büyük aşkı vardır; çay ve şiir. Ülkesinde gezer dolaşır ve suların tadına bakar. Sonunda ideal çayın yapılabilmesi için gerekli suyu  Yangzte Nehri’nin batısında bulur. Genelde doğayı betimleyerek yazdığı şiirleri, titizlikle incelediği çay kadar lezzetlidir. 



  

           Yağmur


Çatlarken koza
Belirir ışıklar alacakaranlıkta,

Siler süpürür dünyayı
İnerken göğün güçlü okları.

Cibinlikten süzülür ışık
Tan vakti düşlerine

Pirinç ısıtırken tatlı çimenleri
Buğulanıyor baharın elbiseleri.

Havuzdaki balık kamçılıyor kuyruğunu
Yetişmek için oluğa.

Dalyanları aşıp yutuyor; mesafeyi, döngüyü
Kanatlara dokunuyor, geri dönüyor.

Taç yaprakları sadece düştü
Henüz sürüklenmedi,

Ama yeni açan ıslak çiçekler kırmızıya boyuyor dalları
Güvendiğim anda.

Lu YU


Çeviri:
Candan Selman



24 Mayıs 2018 Perşembe

Komşunun Tuhaf Kafası Yunan Yeni Dalga Sineması





2009 yılında Kynodontas (Köpek Dişi) filmini izlediğimden beri gözüm komşuda. Modern dünyada robota dönüşen, sistemin kölesi, oyuncağı haline gelen bireyi ve bireyin sistemdeki yerini sorgulayan Köpek Dişi, Yunan Sineması’nda yeni bir kapı açmış gibi gözüküyor. 2000lerin başından itibaren Türk izleyicisinin dikkatini çeken Kore sineması gibi Yunan sineması da özellikle krizden sonra çekilen çarpıcı filmleriyle baş döndürmeye devam ediyor.

Köpek Dişi (2009)
Kynodontas


Üç çocuğunu kendi yöntemiyle yetiştiren, dünyadan soyutlayan adeta kendi dilini yaratan otoriter bir baba, babaya zorunlu inanan, sesini çıkarmayan bir anne, kaotik bir aile.  Yönetmen Yorgos Lanthimos sert bir dille anlattığı bu kara filminde sistemde kediden korkan, köpekleşen insanı toplumun en küçük birimi olan aile içinde irledemiş.

Tayyareci (2010)
Attenberg

Köpek Dişi filminin yapımcılarından Athina Rachel Tsangari'nin yönetmenliğini yaptığı Attenberg, hasta babasıyla, annesiz büyüyen bir kızın kendini arama, bulma, kaybetme hikayesi. Köpek Dişi filminde olduğu gibi film yine bedensel bir dille anlatılmış. Cinselliğin keşfi hayvanları taklit ederek gerçekleştiriliyor.  Yönetmen filmi çekerken psikolojiden değil, biyolojiden ve zoolojiden faydalandığını dile getiriyor.

Şiddet Güzeli (2013)
Miss Violence

Şiddet Güzeli on bir yaşındaki  Angeliki’nin  doğum günü partisiyle başlıyor. Çok geçmeden parti bir faciayla sona eriyor. Güzel Angekili kendini balkondan aşağıya bırakıyor. Arka fonda “Dance me to the end of love” çalıyor. 70. Venedik Film Festivali'nde Alexandros Avranas'a en iyi yönetmen ve Themis Panou'ya en iyi erkek oyuncu ödülü kazandıran Şiddet Güzeli yine Köpek Dişi’ninde olduğu gibi ataerkil bir ailede, babanın sözünden çıkamayan ve gençliklerini, hayatlarını harcayan çocukların öyküsünü dile getiriyor.

İçimizdeki Düşman (2013)
O ehthros mou

Yunan yeni dalgasının en iyi örneklerinden sayılan “İçimizdeki Düşman” Yorgos Tsemberopoulos imzası taşıyor. Atina’da kriz sonrası meydana gelen suçları, toplumun ve sistemin suçlar karşısındaki duruşunu ve huzuru bozulan bir aileyi konu alıyor. Koleksiyonundaki plaklarda tek bir çizik görmek istemeyen Kostas Stasinos’un ‘çiçek gibi olan’ hayatı, bir gece evine giren soyguncularla birlikte dağılır, çizik içerisinde kalır.

Kuş Yemi Yiyen Oğlan (2012)

İnsan koca bir şehirde nasıl bu kadar aç olabilir? Nasıl bu kadar yalnız olabilir? Knut Hamsun’un “Açlık” romanından esinlenen Ektoras Lygizos, Atina’da kuşuyla yapayalnız yaşayan, bülbül gibi sesi olan 22 yaşındaki Yorgos’un açlığını anlatıyor. 

Meraklısına komşudan bonus :  Strella(2009), September(2013), Istoria 52 (2008).

26 Şubat 2018 Pazartesi

Yeni Dalga 1.BÖLÜM Fotokopi

Bir telefon hayatınızı ne kadar değiştirebilir?
Peki bu şarj ömrü 20 sene olan nükleer bir telefonsa? Birbirinden bağımsız hikayelerden oluşan Yeni Dalga dizisi sizi nükleer telefon C-FORM ile tanıştırıyor. Şarj ömrü uzarsa, insan ömrü kısalır mı?

Yönetmen: cAN selmAN
Senaryo: cANdAN selmAN


8 Ocak 2018 Pazartesi

Çürüyen Kadınlar; Thanatomorphose ve Contracted




Thanatomorphose. İzlemesi de adı gibi zor bir film. Film bitiyor ve Sibyl’i hatırlıyorum. Şu Yunan Mitolojisi’nde kocaya kocaya bir çekirgeye dönüşen bedeniyle, cam bir kavanoz içerisinde yaşarken ölümü özleyen kahin kadını.

Filmimizin kahramanı kadın da Sibyl’in kaderini yaşıyor gibidir. Yeni bir eve taşınmıştır. O sabah bedeninde çürükler ve yaralarla uyanır. Günler geçtikçe yaralar artacak ve kadın yaşarken ölümün çürüme evresini gün be gün hissedecek, yeni girdiği ev bir mezar gibi onu kavrayacaktır. Evin duvarındaki vajina görünümlü yarık da git gide açılacak, kadın çürürken, belki de onu öteki dünyaya taşıyacak kapı olacaktır.
Ölüm neticesinde organizmanın bozulması ve tahribatın gözle görülür halini tasvir eden Yunanca Thanatomorphose kelimesi, Thanatos (ölüm) ve morphosis (dönüşüm) kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelir.
1922 yıllarında Freud, Thanatos (ölüm) güdüsünü incelemeye alır. Freud’a göre başlıca iki temel güdü vardır. Yaşama gücünü tanımlayan libido ve yıkıcı içtepileri açıklamak üzere yaşam güdüsünün karşısında duran insanın ölüm güdüsü, destrudo (thanatos).
Freudyen bakış açısına göre ölüm içgüdüsü (thanatos) kişinin kendisine yöneldiği zaman kendi kendine bir yıkıma, kendini tahrip etmeye dönüşür. Hayat ve ölüm içgüdüleri birbirlerine dönüşebilir.
Ölüm güdüsüyle baş etmeye çalışan kadın bir yandan çürürken, bir yanda da yaşama tutunma arzusuyla hayat güdüsü libido’sunu ayakta tutar. Yaratıcılığı teşvik eden libido sayesinde yapmaya başladığı heykeli kendi bedeninden kopan parçalarla tamamlamaya çalışır, ölüme baş kaldırır. Pencereleri kapatıp mezarında bir bütün olarak kalmaya direnen kadın, dünyayla olan bağını koparmayı, cinselliğe tutunarak da reddeder. Mastürbasyon yapar, eve gelen arkadaşıyla sevişmeye çalışır.
Thanatomorphose gibi, hastalıklar, virüsler, parazitler ya da mutasyon sonucu deforme olmuş bedenlerin konu alındığı bir alt tür olan “Body Horror” kategorisine koyabileceğimiz bir diğer film de Contracted.


“Hayat; cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır ve ölüm oranı yüzde yüzdür.”- Ronald David Laing

Genel yapısı itibariyle Thanatomorphose’la benzer özellikle gösteren Contracted gerek oyunculuk, gerek hikaye örgüsü ve yapısı itibariyle çok başarılı bir yapım olmasa da, türün meraklıları için izlenesi bir yanı da var. Yine gün be gün çürümeye başlayan esas kadınımız Thanatomorphose’daki kadının aksine, kendini eve gömmez. Çürümesiyle baş etmeye, tedavi olmaya, gündelik hayat rutinini bozmamaya çalışır. Ne yaparsa yapsın, morphosis (dönüşüm) Contracted filminde de kaçınılmazdır.
Bu sefer hastalığın ya da ölümün nasıl bulaştığının izlerini filmin başında görürüz. Ölümden bulaşan ölüm, hayat gibi cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Aynı zamanda lezbiyen olan Contracted’in baş kahramanı, karşı cinsle tek gecelik bir ilişki yaşar. Ama bunun sonuçlarına katlanması kolay olmayacaktır.

Thanatomorphose’un kadını finalde çürük bir et parçasına dönüşürken, Contracted’ın kadını zombileşir. Hayvan Mezarlığı’nda söylendiği gibi, “Bazen ölmek daha iyidir.”

2 Ocak 2018 Salı

Fantastik Güney Kore Dizileri



Acı, merhamet ve intikam üçgeninde ilerleyen Güney Kore filmlerini severim. Ama daha önce bir Kore dizisi izlememiştim. Nasıl bir şeymiş acaba, bir arkadaşa bakıp çıkayım edasıyla girdiğim kapıdan henüz çıkamadım. Ardı ardına izlediğim Güney Kore dizilerinin ardından Kore yemeklerini ve Korece’yi de hayatıma sokmuş bulunmaktayım.

Güney Kore dizileri diğer ülkelerde olduğu gibi sezon sezon ilerlemiyor. Geneli 20 civarında bölümde son buluyor. Bölümler bir saatten oluşuyor. Ama çoğu dizide olduğu gibi son sahne, sizi bir sonraki bölümü de izlemeye teşvik ediyor.

Tüm dünyada olduğu gibi Kore dizilerinin bizde de izleyicisi bol. Altyazı sorunu çekmeden istediğiniz türde diziye kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Ben genelde gizemli ve fantastik dizilerden hoşlandığım için seçimim bu yönde oldu. Ben de bir tane izlesem diyenler için beğendiğim beş Kore dizisini sizlere tanıtayım.

Goblin: The Lonely and Great God


Goblin 16 bölümden oluşan fantastik bir drama dizisi. Daha önce Train to Busan filminden tanıdığım Gong Yoo, dizide  Kim Shin ya da nam-ı diğer Goblin karakterini canlandırıyor. Mitolojik bir varlık olan Goblin, 939 yaşındadır ve tüm bu yıllar içerisinde sevdiklerinin ölüme şahit olmuştur. Ölme arzusunda olan Goblin’in beklediği biri vardır. Efsane Goblin’in gelininin geleceğini ve karnında saplı duran kılıcı çıkarıp onu huzura erdireceğini söyler. Dizi Goblin, hafızasını kaybetmiş bir ölüm meleği ve hayaletlerin dostu Goblin’in gelini arasında geçiyor. Bittiğinde şiir gibi görüntüler ve nefis müzikleri hafızanızda kalıyor.

My Girlfriend is a Gumiho




Kız Arkadaşım Dokuz Kuyruklu bir Tilki ya da kısaca Gumiho, fantastik bir romantik komedi. Gumiho Kore mitolojisinde geçen bir yaratık. Efsaneye göre, Gumiho yani dokuz kuyruğa sahip bir tilki büyükannesi tarafından bir resme hapsedilmiştir. Aslına dünyalar güzeli bir kız olan Gumiho’nun insan formunda resimden kurtulabilmesi  için birinin resimdeki tilkiye dokuz tane kuyruk çizmesi gerekir. Dizimizde bu kuyrukları çizerek Gumiho’yu yıllar süren tutsaklığından kurtaran kişi Cha Dae Woong’tur. Dizi boyunca güzeller güzeli tilki kızımız Mi Ho, “nomu nomu nomu nomu chua” yani “senden çok çok çok çok hoşlanıyorum,” diyerek Dae Woong’un peşini bırakmaz. Ve tüm dizi boyunca et yemeye doyamaz. Gülerek izlediğiniz dizinin son bölümlerine doğru duygu patlaması yaşanıyor ve yer yer gözleriniz doluyor. Dolunayda çıkan dokuz kuyruğuyla sevimli Gumiho unutulmaz diziler arasında yerini alıyor.

W - Two Worlds



Kang Chul ,Güney Kore’de çok sevilen bir çizgi romanın baş kahramanıdır. Tüm ülke her hafta yayınlanan Kang Chul’un hayatını yakından takip etmektedir. Ama bir gün her şey değişir. Çizgi romanın yaratıcısının kızı, genç doktor Oh Yeon-Joo çizgi romanın içine çekilir.  İki farklı dünyanın insanları olan Yeon- Joo ve Kang Chul arasında bir aşk filizlenmeye başlar. Çizgi romanın artık bir yazara ihtiyacı yoktur. Karakterler yaşadıkça hikayenin sayfaları da dolup taşar. W - Two Worlds manga ve webtoon sevenlerin ilgisini çekecek, temposu ve duygusu yüksek bir dizi.

Legend of the Blue Sea



Shim Chung bir denizkızıdır. Gerçek aşkı Heo Joon-jae’nin peşinden karaya çıkar. Hiç bilmediği bir dünyaya ayak uydurmaya çalışan Shim Chung’un önünde zorlu bir yol vardır. Ya ağlaya ağlaya biriktirdiği incilerini satıp, insanların dilini algılayıp aşkı uğruna karaya ayak uyduracak. Ya da sularına geri dönecektir.  Diğer benzeri fantastik Kore dizileri gibi Legend of the Blue Sea de hem geçmişte hem de günümüzde geçiyor. Masalsı bir hikaye izlemek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir dizi.

You Who Came From the Stars



Denizkızlarından, mitolojik yaratıklardan ve hayaletlerden bahsetmişken uzaylılardan bahsetmesek olmaz. Do Min Joon 400 sene boyunca insanlar arasında yaşamak zorunda kalan bir uzaylıdır. Ama dünyadaki geçirdiği vaktin artık sonuna gelmiştir. 3 ay sonra dünyadan görünecek yıldız sayesinde yaşadığı yere dönecektir.  Ama aşk kapıyı son anda çalar.  Şımarık oyuncu Cheon Song-Yi uzaylımızın yolculuğuna engel olacak gibidir. 

Kumru Günlüğü

“’Kuşların olmadığı bir yer, baharatsız ete benzer.’” Benim yerim böyle bir yer değildi. Kendimi ansızın kuşlara komşu buldum. Hiçbirini ha...